3 results listed
İnsana yüklenen görevin önemi dikkate alındığında, nübüvvetin Allah’ın
insana verdiği en büyük lütuf olduğu anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda Allah
Teâlâ, merhameti gereği insanları imtihanlarında yardımsız bırakmamış,
onlara dünya ve âhiret mutluluğunu kazanmada rehberlik etmeleri için tarih
boyunca çeşitli peygamberler ve ilahî kitaplar göndermiştir.
Kur’an-ı Kerîm’de kitaplara iman inanç esasları arasında zikredilmiş, Allah’a
imandan sonra, peygamberlere ve getirdikleri kitaplara aralarında ayrım
gözetmeksizin
inanmanın
farz
kılındığı
bildirilmiştir.
İslam
âlimleri
peygamberliği ve ilahî metinleri, insanlığın dünya ve âhiret mutluluğunu
elde etmesi için gerekli görmüşler; bu gerekliliği de genelde insanın özelde
aklın bütün alanları kapsama yetersizliğinden hareketle temellendirmeye
çalışmışlardır. Özellikle insanların farklı yaratılışta olmaları, her şeyi gereği
gibi anlamadaki acziyetleri, onları böyle düşünmeye sevk etmiştir. Buna bağlı
olarak yaratıcıya karşı “kulluk” bilinciyle hareket edilmesi üzerinde
durulmuş, Allah’ın rahmetinin bir gereği olarak, insanların ilahî metinlerle
desteklendiği fikri genel kabul görmüştür. Bununla birlikte insanlık tarihinde
birçokları Allah’a inandığını söylemekle birlikte peygamberlere ve kutsal
kitap inancına kayıtsız kalabilmiştir. Bazıları inkârlarını farklı şekillerde
ortaya koyarken, kimileri de aklın mutlak hakikate ulaşmada yegâne vasıta
olduğunu iddia ederek, nübüvvet ve vahiy inancını açıkça inkâr edebilmiştir.
Müslümanlar âlimler İslâm’ın ilk dönemlerinden itibaren nübüvvet ve vahiy
reddedenlere karşı mücadele etmişler, hem fikrî ve hem de devlet düzeyinde
cevaplar veren çalışmalar yapmışlardır. Bu çabalar, insanlığın ilahî vahye
duyulan ihtiyaca dair aklî tartışmaların zeminini oluşturmuş, nakil ile de
desteklenerek sağlam bir savunma metodu geliştirilmeye çalışılmıştır. Biz bu
çalışmamızda İslam düşünce geleneğinde vahiy/kutsal kitap inancının nasıl
temellendirildiği meselesini ele aldık ve tespit edebildiğimiz hususların genel
bir değerlendirilmesini yaparak genel bir bakış açısı ortaya koymaya çalıştık.
International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD
Recep Önal
Kuruluşundan itibaren Osmanlı Devleti’nin resmî din anlayışı, Sünnî İslam anlayışı çerçevesinde
şekillenmiştir. Bu anlayış, Osmanlı topraklarında hâkim konumda olan biri Mâtürîdîlik diğer
Eş‘arîlik olmak üzere Sünnîliğin iki ana damarı tarafından temsil edilmiştir. Osmanlıda Sünnî
düşüncenin resmî din anlayışı olarak benimsenmesinde özellikle XV-XVI. yüzyıllarda yürütülen
Şiî propagandası önemli rol oynamıştır. Bu yüzyıllar, Osmanlı resmî dinî ideolojisinin büyük
değişim yaşadığı ve bu ideolojiye karşı muhalif birtakım dinî hareketlerin ortaya çıktığı bir
dönemdir. Sünnî düşünceye karşı çıkan bu tür muhalif hareketin başında ise Şiîlik propagandası
yürüten Safevîler ile Anadolu’daki Kızılbaşlık hareketi gelmektedir. Devletin ve toplumun yapısı
ve inancı için bir tehdit olarak görülen bu eğilimlere karşısında Osmanlı Sultanları, devletin hem
siyasî hem de dinî yapısında merkezîleşme eğilimi içerisine girmişler, bilhassa yıkıcı Şiî
faaliyetleri karşısında devletin resmî ideolojisi olan Sünnîliği pekiştirmeye ağırlık vermişlerdir.
Bu bağlamda Sünnîlik güçlendirilmeye çalışılmıştır. Bu durum Sünnîliğin daha da güçlenip
devlet doktrini olarak öne çıkmasında önemli rol oynamıştır
International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD
Recep Önal
Since the foundation of the Ottoman Empire, the official understanding of religion has been
shaped within the framework of Sunnī Islam. The Shīʿī propaganda carried out in the XV-XVI
centuries played an important role in the adoption of the Sunnī thinking in the Ottoman Empire
as an official understanding of religion. These centuries are during the time when the Ottoman
official religious ideology has undergone great change and a number of oppositional religious
movements have emerged against this ideology. At the beginning of this kind of opposition
movement against the Sunnī idea is Shīʿism propaganda. In the face of these tendencies, which
are seen as a threat to the structure of the state and the society and belief, the Ottoman Sultans
tended to centralize both the political and religious structures of the state, especially in the face
of the devastating Shīʿī activities they emphasized the government’s official ideology Sunnism.
International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD
Recep Önal